James Bond, sinemanın en uzun ömürlü mitlerinden biridir; her on yılda bir yeniden doğar, çünkü aslında bir kişiyi değil, bir arzuyu temsil eder. Soğuk Savaş’ın casusu, tüketim çağının erkeği, teknolojinin ve gücün fantezisi — Bond, ait olduğu dönemin aynasıdır.
İlginç olan, karakterin sabit kalmasına rağmen anlamının sürekli değişmesidir. Sean Connery’nin sofistike soğukkanlılığı, Roger Moore’un ironisi, Daniel Craig’in yaralı sertliği; her Bond, kendi çağının erkeklik idealini yeniden tanımlar. Kötü adamlar da öyle: Her dönem, kendi korkularını Bond’un düşmanlarında somutlaştırır.
Bond formülü —egzotik mekânlar, kadınlar, kumar, arabalar, kurtarılan dünya— değişmez gibi görünse de, seri hayatta kalmak için sürekli kendini eleştirir ve yeniler. James Bond, popüler sinemanın bir miti nasıl canlı tuttuğunun, onu her kuşağın ihtiyacına göre yeniden nasıl kurduğunun en iyi örneğidir.