François Truffaut’nun tek İngilizce filmi Fahrenheit 451 (1966), kitapların yasaklandığı ve itfaiyecilerin yangın söndürmek yerine kitap yaktığı bir distopyayı anlatır. Ray Bradbury’nin romanından uyarlanan filmin son sahnesi, sinema tarihinin en melankolik ütopya imgelerinden biridir.
Finalde, kitapların yakılmasından kaçan insanların sığındığı bir orman görürüz: “Kitap-İnsanlar”. Her biri bir kitabı ezberlemiş ve o kitabın kendisi hâline gelmiştir. Karlar altında yürüyüp durmadan metinlerini mırıldanırlar; bellek, son direniş biçimidir. Bir insan artık “Poe’nun hikâyeleri”dir, bir başkası “Platon’un Devlet”idir.
Bu sahne, uygarlığın ancak aktarıldığı sürece yaşadığını söyler. Kitap bir nesne olarak yakılabilir ama insan onu ezberlediğinde, metin ölümsüzleşir. Truffaut, kitaba ve belleğe bir aşk ilanıyla filmini bitirir: Yıkımın karşısında hatırlamak, en sessiz ve en soylu isyandır.