Sinema, hafızayla saklambaç oynamayı sever; çünkü ikisi de zamanı kırıp yeniden dizer. Bellek doğrusal değildir: Bir koku, bir müzik, bir yüz, bizi yıllar öncesine fırlatır. Sinema da flashback, atlama ve tekrar aracılığıyla bu düzensiz akışı taklit eder.
Alain Resnais’nin Hiroşima Sevgilim‘i, belleğin travmayla nasıl örüldüğünü; Chris Marker’ın La Jetée‘si, tek bir hatırlanan görüntünün bir hayatı nasıl belirlediğini gösterir. Bu filmlerde hatırlamak, geçmişi olduğu gibi geri getirmek değil, onu şimdiden yeniden kurmaktır. Bellek güvenilmezdir; her hatırlayışta hikâye biraz değişir.
Bellekle saklambaç oynamak, aslında kimliğimizle oynamaktır: Kim olduğumuz, ne hatırladığımıza ve neyi unutmayı seçtiğimize bağlıdır. Sinema, unutmanın ve hatırlamanın bu kırılgan dengesini görünür kılarak, en özel deneyimimizi paylaşılır bir imgeye dönüştürür.