Her film, kendinden önce çekilmiş bütün filmlerin bir yankısını taşır. Sinema, saf bir başlangıç değil, sürekli birbirine gönderme yapan bir metinler ağıdır. Bir sahne, farkında olalım ya da olmayalım, başka bir filmi, bir tabloyu, bir şiiri hatırlatır.
Godard, sinemanın bu “metinlerarası” doğasını en açık kullanan yönetmendir: Alıntı, gönderme ve montaj, onun için bir dildir. Tarantino ise tür sinemasının belleğini yeniden kurgulayarak, sinemayı kendi tarihiyle konuşturur. İzleyici de bu oyuna katılır; gördüğü her yeni imgeyi, belleğindeki eski imgelerle okur.
Film izlemek, bu yüzden metinlerarası bir rüya görmektir: Uyanıkken gördüğümüz, ama başkalarının rüyalarıyla örülmüş bir düş. Sinema, kolektif bir hafızadır; her yeni film, o hafızaya hem bir katkı hem de bir yanıttır.