Yeşim Ustaoğlu’nun Pandora’nın Kutusu‘su, Alzheimer’a yakalanan yaşlı bir annenin, Karadeniz’den İstanbul’a getirilişiyle dağılan bir ailenin hikâyesini anlatır. Anne hastalandıkça, üç kardeşin bastırdıkları çatışmalar da açığa çıkar; hastalık, ailenin kutusunu açan bir Pandora olur.
Ustaoğlu, kentli bireyin köküyle, geçmişiyle ve birbiriyle kurduğu kopuk ilişkileri şefkatli ama mesafeli bir gözle inceler. Filmin en dokunaklı bağı, anneanne ile isyankâr torun arasında kurulur; iki “uyumsuz”, birbirinde bir sığınak bulur.
Karadeniz’in sisli dağları ile İstanbul’un yabancılaştıran kalabalığı arasındaki karşıtlık, filmin duygusal coğrafyasını çizer. San Sebastián’da Altın İstiridye kazanan Pandora’nın Kutusu, aile, bellek ve aidiyet üzerine olgun bir Türk sineması örneğidir.