Amerika, sinema için bir ülke olmaktan çok bir fikirdir: Sürekli keşfedilen, sürekli yeniden icat edilen bir vaat. Hollywood bu fikri dünyaya ihraç etti; ama Amerikan bağımsız sineması ve dışarıdan bakan yönetmenler, o vaadin çatlaklarını gösterdi.
Wim Wenders’ın “Amerika, bilinçaltımızı sömürgeleştirdi” sözü ünlüdür. Kafka’nın hiç görmediği Amerika’yı anlatması gibi, birçok Avrupalı yönetmen de Amerika’yı bir düş ve bir kâbus olarak kurdu. Amerikan rüyası, sinemada çoğu zaman bir yıkımla, bir hayal kırıklığıyla sonuçlanır.
“Amerika bir keşiften başka bir şey değil” derken kastedilen budur: O, tamamlanmış bir gerçeklik değil, sürekli aranan bir ufuktur. Sinema, bu ufkun hem en büyük satıcısı hem de en keskin eleştirmeni olarak, Amerika mitini durmadan kurar ve söker.