Özcan Alper’in Sonbahar‘ı, hapisten ölümcül hasta çıkan devrimci Yusuf’un, Karadeniz’deki köyüne, annesinin yanına dönüşünü anlatır. Bir kuşağın yenilgisini, bir bireyin ölüme yürüyüşüyle iç içe geçirir.
Film, 1990’ların hayal kırıklığını, sararmış bir sonbahar manzarasının melankolisiyle harmanlar. Yusuf’un Gürcü göçmeni Eka ile kurduğu kırılgan bağ, ölümün gölgesinde bile hayatın devam ettiğini fısıldar. Alper, sloganlardan uzak durur; onun ilgisi, ideolojinin değil, insanın yorgunluğundadır.
Laz kültürü, Karadeniz’in sisi ve dinginliği, filme ağıtsal bir doku katar. “Sabırsızlık zamanının güzel çocukları”na yazılmış bir mektup gibidir Sonbahar: Yenilmiş ama teslim olmamış bir kuşağa duyulan şefkatli bir vedadır. Türk sinemasının en olgun ilk filmlerinden biridir.