Semih Kaplanoğlu’nun “Yusuf Üçlemesi”nin ikinci filmi Süt, şair olmak isteyen genç Yusuf’un, taşra ile hayalleri arasında sıkışmışlığını sabırlı, şiirsel bir dille anlatır. Üçleme geriye doğru akar; Yumurta‘da gördüğümüz olgun Yusuf’un gençliğine iner.
Kaplanoğlu’nun sineması, “yavaş sinema”nın Türkiye’deki en zarif örneklerindendir: Uzun planlar, doğal ışık ve süt, yılan, ay gibi tekrarlayan sembollerle örülü bir manevi arayış. Anne-oğul bağı, taşranın kapanan ufku ve şiirin çağrısı, filmin gerilim hatlarını oluşturur.
Başlıktaki süt, hem annenin, hem toprağın, hem de bir masumiyetin simgesidir. Süt, gürültülü olaylar yerine sessiz anları biriktirir; Yusuf’un karanlık odalarında, büyümenin ve bir hayali korumanın sancısını damıtır.