Reha Erdem’in Hayat Var‘ı, Boğaz’ın kıyısında, suyun ve teknelerin arasında büyüyen on dört yaşındaki Hayat’ın kırılgan dünyasını anlatır. Astım nöbetleri, çevresindeki erkeklerin tehditkâr bakışları ve çocukluktan çıkışın sancıları, filmin nefesini belirler.
Erdem, İstanbul’u turistik güzelliğinden soyup, bir kız çocuğunun gözünden tekinsiz, nemli ve tehlikeli bir mekâna dönüştürür. Ses tasarımı ve su imgesi, Hayat’ın boğulma hissini seyirciye de geçirir. Diyalog azdır; film, bir çocuğun bedeninde dünyayı hissetme biçimini önceler.
Başlıktaki ironi keskindir: “Hayat var” derken, aslında bir çocukluğun ne kadar zor, ne kadar savunmasız olduğunu gösterir. Hayat Var, büyümenin şiddetini ve masumiyetin kırılganlığını, şiirsel ama acımasız bir dürüstlükle resmeder.