Fernando Meirelles’in Körlük‘ü, José Saramago’nun romanından uyarlanarak, ani bir “beyaz körlük” salgınının bir toplumu nasıl çözdüğünü anlatır. İnsanlar birer birer görme yetisini yitirdikçe, uygarlığın cilası da dökülür; karantina, bir cehenneme dönüşür.
Körlük burada fiziksel bir kayıp değil, ahlaki bir alegoridir: Birbirimizi gerçekten görmeyi bıraktığımızda ne oluruz? Meirelles, beyazın ve bulanıklığın estetiğiyle, seyirciyi de bir tür körlüğe ortak eder. Tek gören kişi olan kadın (Julianne Moore), dehşetin sessiz tanığı olur.
Film, insanın dayanışma ile vahşet arasındaki ince çizgisini sınar. Saramago’nun karamsar ama sonunda umuda bir kapı bırakan vizyonu, perdede rahatsız edici bir güçle canlanır. Körlük, görmenin bir sorumluluk olduğunu; asıl körlüğün, vicdanın körlüğü olduğunu hatırlatır.