Sydney Pollack’ın Atları da Vururlar‘ı (They Shoot Horses, Don’t They?), Büyük Buhran döneminde, günlerce süren bir dans maratonunu anlatır. Umutsuz insanlar, para ödülü için bitkin düşene kadar dans eder; seyirciler ise bu acıyı bir eğlence olarak izler.
Film, Guy Debord’un “gösteri toplumu” kavramını erken bir tarihte perdeye taşır: İnsan acısının bir şova, bir tüketim nesnesine dönüşmesi. Dans pisti, kapitalizmin acımasız bir metaforu olur; herkes ayakta kalmak için, tükenene kadar dönmek zorundadır.
Başlıktaki soru, bir merhamet çığlığıdır: Yaralı bir atı vurup acısına son verirler; peki ya insan? Atları da Vururlar, gösteri toplumunun insanı nasıl bir performansa mahkûm ettiğini; dayanışmanın nasıl rekabete çürütüldüğünü sarsıcı bir karamsarlıkla gösterir.