Federico Fellini, gerçekçilikten rüyaya, anıdan fanteziye geçişi bir sinema diline dönüştüren İtalyan ustadır. La Dolce Vita ile modern hayatın boşluğunu, 8½ ile yaratıcılık krizini, Amarcord ile çocukluğun büyülü belleğini anlattı. “Felliniesk” sözcüğü, onun karnavalesk, abartılı ve düşsel evrenini tanımlamak için sözlüklere girdi.
Neorealizmden gelen Fellini, giderek gerçekliği terk edip iç dünyanın, rüyaların ve grotesk figürlerin sirkine yöneldi. Onun için sinema, mantığın değil, imgelemin ve anının diliydi. Nino Rota’nın müziği, bu düş dünyasının vazgeçilmez sesidir.
Fellini, otobiyografik olanı evrensele bağlayan, kişisel takıntılarını büyük bir görsel şölene dönüştüren bir şairdi. Modern sinemanın “yönetmen-yaratıcı” figürünü tanımlayan isimlerden biri olarak, imgelemin sınırsızlığını her karede kutladı.