Yasujiro Ozu, sinemanın en dingin ve en derin ustalarından biridir. Kamerasını hep tatami minderi yüksekliğine yerleştiren, neredeyse hiç hareket ettirmeyen üslubuyla, Japon ailesinin sessiz dönüşümünü anlattı. Tokyo Hikayesi, kuşaklar arası mesafeyi ve yaşlılığın yalnızlığını, hiçbir melodrama başvurmadan resmeden bir başyapıttır.
Ozu’nun sineması, “mono no aware” —şeylerin geçiciliğine duyulan hüzünlü farkındalık— kavramının sinemasıdır. Boş odalar, trenler, çamaşır ipleri; bu “yastık planları” zamanın akışını ve hayatın sıradan güzelliğini hissettirir. Büyük olaylar yerine, bir çayın içilişini, bir vedanın sessizliğini önemser.
Batı’da geç keşfedilen Ozu, bugün Wim Wenders’tan Hou Hsiao-hsien’e birçok yönetmeni etkiler. O, sinemanın gürültüye değil, dikkate ve şefkate ait olabileceğini; sıradan hayatın içinde kutsal bir şey bulunabileceğini kanıtlar.