Jean-Luc Godard, sinemanın kurallarını yıkıp yeniden kuran, Fransız Yeni Dalgası’nın en radikal ismidir. Serseri Âşıklar (À bout de souffle) ile jump-cut’ı, doğaçlamayı ve doğrudan kameraya bakışı popülerleştirdi; sinemanın “doğru” dilinin tek olmadığını ilan etti.
Godard için sinema hem bir sanat hem bir siyasi eylemdi. Alıntı, kolaj, yazı ve sesle oynayarak, anlatıyı sürekli kesintiye uğrattı; seyirciyi edilgen bir tüketici olmaktan çıkarıp düşünen bir özneye dönüştürmek istedi. “Bir film, başı, ortası ve sonu olan bir şeydir — ama bu sırayla olmak zorunda değil” sözü ona aittir.
1968 sonrası daha politik ve deneysel bir çizgiye kaydı. Yarım asrı aşan kariyeri boyunca hiç durmadan sinemanın ne olduğunu sorguladı. Godard, sinemayı bir düşünme biçimi olarak gören; onu edebiyat, felsefe ve resimle sürekli konuşturan bir devrimciydi.