Orson Welles, henüz yirmi altı yaşındayken Yurttaş Kane ile sinema tarihinin en etkili ilk filmini çekti. Derin odak, alçak kamera açıları, örtüşen diyaloglar ve kırık zaman yapısıyla, sinemanın anlatı olanaklarını kökten genişletti. Kane, “en iyi film” listelerinin değişmezidir.
Ama Welles’in dehası, Hollywood stüdyo sistemiyle sürekli çatıştı. Muhteşem Ambersonlar elinden alınıp yeniden kurgulandı; sonraki filmlerini çoğu zaman parça parça, kısıtlı bütçelerle, Avrupa’da çekmek zorunda kaldı. Otello, Öteki Yakadan (Touch of Evil) ve Falstaff, bu zorlu koşullara rağmen birer başyapıttır.
Welles, sanatçının bağımsızlığı ile endüstrinin gücü arasındaki trajik gerilimin simgesi oldu. Yaratıcılığı sınırsız, ama üretim koşulları hep engelliydi. Yine de o, sinemanın bir “kalem” gibi kişisel olabileceğini kanıtlayan; cesareti ve dehasıyla türü sonsuza dek değiştiren bir öncüydü.