Macar yönetmen Béla Tarr, sinemayı neredeyse dayanılmaz bir sabra ve karamsarlığa taşıyan bir üslubun ustasıdır. Dakikalarca süren siyah-beyaz uzun planları, çamurlu ovaları, sonu gelmez yağmurları ve yürüyen insanlarıyla, zamanın ağırlığını fiziksel olarak hissettirir.
Sátántangó (yedi buçuk saat) ve Torino Atı, insanlık durumunun en çıplak, en umutsuz portrelerindendir. Tarr, olay örgüsünü neredeyse tümüyle terk eder; geriye kalan, çürüyen bir dünyada var olmanın saf deneyimidir. Onun sineması, kıyametin sessiz ve ağır bir hâlidir.
Torino Atı ile sinemayı bıraktığını açıkladı; bu jest bile onun radikalliğine yakışıyordu. Tarr, ticari kaygıların tümüyle dışında, zamanı ve karamsarlığı bir estetiğe dönüştüren; “yavaş sinema”nın en uç ve en tavizsiz temsilcilerinden biridir.