Film noir, 1940’lar ve 50’ler Amerikan sinemasında, karanlık sokakların, femme fatale’lerin ve ahlaki belirsizliğin bir estetiğe dönüştüğü akımdır. Ekspresyonist gölgeler, yağmurlu geceler, sigara dumanı ve umutsuz anlatıcılar; savaş sonrası Amerika’nın karamsar ruh hâlini yansıtıyordu.
Çifte Tazminat, Şahin (The Maltese Falcon) ve Kanun Namına (Touch of Evil) gibi filmlerde kahramanlar, cazibeli ama tehlikeli kadınlar ve yozlaşmış bir dünya tarafından tuzağa düşürülür. İyi ile kötü arasındaki sınır bulanıktır; herkesin bir sırrı, herkesin bir zaafı vardır.
Noir’ın kökeninde Alman Ekspresyonizmi’nden kaçan yönetmenlerin taşıdığı görsel dil yatar. Bir tür olmaktan çok bir ruh hâli olan noir, bugün “neo-noir” olarak yaşamaya devam eder; suç, kader ve ahlaki çöküş üzerine düşünen her filmin gizli atasıdır.