İran sineması, devrim sonrası ağır sansür koşullarına rağmen —belki de tam bu yüzden— dünyanın en şiirsel ve en yaratıcı sinemalarından birini üretti. Doğrudan söylenemeyeni dolaylı yoldan, çocukların gözünden, alegorilerle ve sadelikle anlatmayı öğrendi.
Abbas Kiarostami, Mohsen Makhmalbaf, Jafar Panahi ve Asghar Farhadi gibi yönetmenler, gerçek ile kurmaca arasındaki sınırı bulanıklaştıran, gündelik hayatın içinden evrensel sorular çıkaran bir dil geliştirdi. Farhadi’nin Bir Ayrılık‘ı, ahlaki ikilemleri bir gerilim ustalığıyla işleyerek Oscar kazandı.
İran Yeni Dalgası, kısıtlamanın nasıl bir yaratıcılık kaynağına dönüşebileceğinin en çarpıcı örneğidir. Ev hapsindeyken bile film çeken Panahi gibi yönetmenler, sinemanın bir direniş biçimi olabileceğini kanıtladı. Bu sinema, azla çok şey söylemenin ve baskı altında şiir üretmenin ustalığıdır.