Andrei Tarkovski’nin Ayna‘sı, belki de sinemanın belleğe ve zamana en çok yaklaşan yapıtıdır. Doğrusal bir olay örgüsü yoktur; ölmekte olan bir adamın anıları, rüyaları, çocukluğu ve Rusya’nın tarihi, şiirsel bir akışla iç içe geçer. Film, hatırlamanın kendisini deneyimletir.
Tarkovski, kişisel olanı —kendi annesini, çocukluğunu— evrensele bağlar. Rüzgârın otları dalgalandırması, yanan bir ev, bir bardağın masadan kayması; bu imgeler, açıklanmadan, saf bir duygu olarak akar. Babası Arseni Tarkovski’nin şiirleri, filmin ruhuna eşlik eder.
İlk izleyişte kafa karıştırıcı olan Ayna, aslında mantıkla değil, bellek ve rüya mantığıyla anlaşılır. O, sinemanın öyküden bağımsız, saf bir duygusal ve şiirsel deneyim olabileceğinin en güçlü kanıtıdır. Tarkovski, zamanı bir nehir gibi akıtan bu filmle sinema dilinin sınırlarını genişletti.