Ingmar Bergman’ın Persona‘sı, sinemanın en cesur ve en gizemli yapıtlarından biridir. Konuşmayı reddeden ünlü bir oyuncu (Elisabet) ile ona bakan genç bir hemşire (Alma), bir sahil evinde giderek birbirine karışır; kimlikleri erir, yüzleri tek bir yüzde birleşir.
Film, kimliğin, maskenin (“persona”) ve iletişimin sınırlarını sorgular. Alma konuştukça açılır ve savunmasız kalır; Elisabet’in sessizliği ise bir güç ve bir muamma olur. Bergman, anlatıyı sürekli kesintiye uğratır: Film şeridinin yanması, doğrudan kameraya bakışlar, sinemanın kendi yapaylığını hatırlatır.
İki yüzün tek bir görüntüde birleştiği o ünlü kare, sinema tarihinin en unutulmaz imgelerindendir. Persona, benliğin akışkanlığını, sanatçının maskesini ve insan ruhunun dipsizliğini araştıran; her izleyişte yeniden yorumlanan bir başyapıttır. Modern sinemanın en radikal anlarından biridir.