
Yol’u izlemek, bir hapishane hücresinden yönetilen bir filmi izlemek demektir. Yılmaz Güney, senaryoyu cezaevindeyken kaleme aldı; çekimleri, notlarını dışarı ulaştırdığı Şerif Gören yönetti. Bu üretim koşulunun kendisi, filmin içindeki temayı tuhaf bir biçimde yansıtır: beş mahkûmun bir haftalık izin için hapishaneden çıkıp memleketlerine gitmesi, ama hiçbirinin gerçek anlamda “özgür” olamaması.
Film, izin kâğıdını cebine koyup trene binen beş adamı takip eder — ama her biri, fiziksel hapishaneden çıktığı anda başka bir hapishaneye girer. Bir tanesi, karısının namusunu “temizlemek” zorunda hissettiği bir töre baskısına; bir diğeri, kayınpederinin evinde artık istenmeyen bir misafir olduğu gerçeğine; bir başkası, kardeşinin bir çatışmada ölümüne dair haberle yüzleşir. Yol, Türkiye’nin coğrafyasını — kar altındaki Doğu Anadolu’dan İstanbul’un kalabalık sokaklarına — bir özgürlük vaadinin nasıl adım adım geri çekildiğinin haritası olarak kullanır.
Filmin en acımasız hattı, Ömer’in hikâyesinde saklıdır: dağa kaçan kardeşinin ailesini, sınırı geçirmeye çalışırken yaşanan trajedi. Ama asıl yıkıcı olan, Seyit Ali’nin karısı Zine’nin öyküsüdür — kayınpederi tarafından zincire vurulmuş, aç bırakılmış bir kadın, kocasının onu “temizlemesini” bekleyen bir toplumun ortasında. Güney ve Gören, bu şiddeti hiçbir zaman seyirlik bir dram malzemesine indirgemez; kamera, olup biteni neredeyse belgesel bir mesafeden izler, yorum yapmaktan kaçınır — ki bu da izleyiciye düşen yükü daha da ağırlaştırır.
Yol, Tokyo Hikayesi üzerine yazımızda değindiğimiz o sıradan insanların, bağırmadan, büyük jestlere başvurmadan anlatılan trajedisi damarıyla akraba bir sinema anlayışı taşır: Güney ve Gören de, olup biteni neredeyse belgesel bir mesafeden izler, seyirciye yorum dayatmaz — ki bu da izleyiciye düşen yükü daha da ağırlaştırır.
Filmin üretim tarihi de en az kendisi kadar çalkantılı: Güney çekimler sırasında hapishaneden kaçtı, filmi Fransa’da kurguladı ve Türkiye’de yıllarca yasaklı kaldı. 1982’de Cannes’da Palme d’Or’u — Costa-Gavras’ın Missing’i ile paylaşarak — kazandığında, bu ödülü alacak kişi bile net değildi: Güney yurt dışına çıkışı yasaklı olduğu için törene katılamadı, Gören ise yıllar sonra filmin “kendisine ait” olduğunu söyleyerek bir telif tartışması başlattı. Bu ikili yazarlık meselesi hâlâ tam olarak çözülmüş değil, ama belki de bu belirsizliğin kendisi, filmin doğduğu koşulların ne kadar sıkışmış, ne kadar özgürlüksüz olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Yol’u bugün izlemek, kırk yıl önce çekilmiş bir filmden çok, hâlâ kapanmamış bir yarayı izlemek gibi. Zine’nin çektiği o son yolculuk, kar fırtınasının içinde giderek küçülen bir figür, Türkiye sinemasının unutmaması gereken görüntülerinden biri olarak kalıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Yol filminin yönetmeni kimdir?
Senaryo Yılmaz Güney’e aittir; Güney hapisteyken çekimler Şerif Gören tarafından yönetilmiş, kurgu ise Güney tarafından yurt dışında yapılmıştır.
Yol filmi hangi ödülü kazandı?
1982 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazandı (Costa-Gavras’ın Kayıp filmiyle paylaşarak).
Yol filmi neyi anlatır?
İzinli çıkan beş mahkûmun yolculuğu üzerinden 12 Eylül sonrası Türkiye’sinin toplumsal, ailevi ve etnik gerçeklerini anlatır.