Bir saat kaç kere durabilir? Wong Kar-wai’nin sinemasında zaman hiç düz akmaz; bazen donar, bazen tekrar tekrar aynı ana geri döner, bazen de bir sigara dumanı kadar hızlı dağılır. Hong Kong sinemasının en özgün sesi olan Wong, olay örgüsünden çok atmosfere, diyaloglardan çok bakışa, çözümden çok özleme inanan bir yönetmendir. Onun filmlerinde hikâye bir bahane gibidir; asıl mesele, iki insanın birbirine yaklaşıp asla dokunamamasıdır.
Neon Işıklar Altında Yalnızlık
Chungking Express (1994) ile uluslararası çapta tanınan Wong, Hong Kong’un dar sokaklarını, gece açık büfelerini ve floresan ışıklı dairelerini, âşık olamayan ya da aşkını kaybetmiş insanların iç dünyasına dönüştürdü. Kamerası çoğu zaman elde, görüntüsü bulanık, kurgusu parçalıdır — ama bu “kusurlu” estetik, tesadüfen değil, bilinçli bir seçimle şehrin kaotik ritmini ve karakterlerin duygusal dağınıklığını hissettirmek için kullanılır.
In the Mood for Love: Bastırılmış Arzunun Zirvesi
Wong’un sanatının doruk noktası sayılan In the Mood for Love (2000), 1960’ların Hong Kong’unda komşu dairelerde yaşayan, eşlerinin birbirini aldattığını fark eden iki kişinin —hiçbir zaman fiziksel olarak birleşmeyen— yakınlaşmasını anlatır. Film, arzuyu göstermek yerine sürekli erteler: dar koridorlarda birbirlerine değmeden geçen bedenler, aynı elbisenin farklı varyasyonları, tekrar eden bir müzik teması. Görüntü yönetmenleri Christopher Doyle ve Mark Lee Ping-bin’in kadrajları, her sahneyi neredeyse bir tablo hassasiyetiyle kurar; kırmızı perdeler, sarı ışıklar ve sigara dumanı, sözcüklerin söyleyemediğini anlatır.
Doğaçlama ve Sabır Üzerine Kurulu Bir Sinema
Wong Kar-wai’nin çekim yöntemi de kadar efsanevidir: senaryosuz set açar, oyuncuları aylarca bekletir, aynı sahneyi düzinelerce kez çeker ve filmin gerçek şeklini kurgu masasında bulur. Ashes of Time’ın (1994) yıllar süren post-prodüksiyonu ya da 2046’nın (2004) belirsiz çekim takvimi, bu sabır ve belirsizlik üzerine kurulu üretim biçiminin en bilinen örnekleridir. Bu disiplinsiz görünen süreç, aslında Wong’un peşinde koştuğu duygusal doğruluğa ulaşmanın bir yoludur.
Bir Duygu Mimarı
Happy Together (1997) ile Buenos Aires’e taşınan, orada iki erkek arasındaki yıkıcı aşkı anlatan Wong, coğrafyayı değiştirse de temasını hiç değiştirmedi: kaybedilen ya da hiç yaşanmamış aşk, zamanın geri getirilemezliği, anların kırılganlığı. Sinemada ışık ve gölgenin bir anlatı aracı olarak nasıl kullanıldığına dair yazımızda değindiğimiz gibi, Wong’un sineması da tam olarak bunu yapar: aydınlık ile karanlığı, netlik ile bulanıklığı, söylenen ile söylenemeyeni birbirine karşı konumlandırır.
Sonuç
Wong Kar-wai, sinemayı bir olay anlatma aracından çok, bir duygu durumuna dönüştürdü. Onun filmlerinde asıl mesele “ne olduğu” değil, “nasıl hissettirdiği”dir. Bu yüzden otuz yıl sonra bile Chungking Express’in müziği ya da In the Mood for Love’ın yavaş çekim koridoru, sinema tarihinin en tanınabilir imzalarından biri olmaya devam ediyor.