Kategori deneme

Auteur Kuramı: Yönetmen Bir Yazar mıdır?

Auteur kuramı, 1950’lerde Fransız eleştirmenlerin ortaya attığı ve sinema düşüncesini kökten değiştiren bir fikirdir: Yönetmen, bir filmin gerçek “yazarı”dır. Truffaut’nun “la politique des auteurs” yazısıyla filizlenen bu görüş, filmleri bir yönetmenin kişisel imzası, tekrarlayan temaları ve üslubu üzerinden okumayı önerdi.…

Sovyet Montaj Kuramı: Anlam Nasıl Kurulur?

1920’lerin Sovyet sineması, kurgunun (montaj) sinemanın özü olduğunu öne süren devrimci bir kuram geliştirdi. Lev Kuleshov’un ünlü deneyi, aynı ifadesiz yüzün farklı görüntülerle yan yana konduğunda seyircide farklı duygular uyandırdığını gösterdi: Anlam, tek karede değil, karelerin ilişkisinde doğar. Eisenstein “çarpışma”…

Film Noir: Gölgelerin Ahlakı

Film noir, 1940’lar ve 50’ler Amerikan sinemasında, karanlık sokakların, femme fatale’lerin ve ahlaki belirsizliğin bir estetiğe dönüştüğü akımdır. Ekspresyonist gölgeler, yağmurlu geceler, sigara dumanı ve umutsuz anlatıcılar; savaş sonrası Amerika’nın karamsar ruh hâlini yansıtıyordu. Çifte Tazminat, Şahin (The Maltese Falcon)…

Fransız Yeni Dalgası: Kuralları Yıkan Gençlik

1950’lerin sonunda, Cahiers du Cinéma dergisinde yazan bir grup genç eleştirmen —Godard, Truffaut, Chabrol, Rohmer, Rivette— kamerayı ellerine aldı ve sinemayı kökten değiştirdi. Fransız Yeni Dalgası (Nouvelle Vague), stüdyo cilasını reddetti; sokakta, elde kamerayla, düşük bütçeyle ve büyük bir özgürlükle…

İtalyan Yeni Gerçekçiliği: Sokağa Çıkan Kamera

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasında doğan İtalyan Yeni Gerçekçiliği (Neorealismo), sinemayı stüdyodan sokağa çıkardı. Profesyonel olmayan oyuncular, gerçek mekânlar, doğal ışık ve sıradan insanların gündelik dramları; bu akımın manifestosuydu. Sinema, artık kaçış değil, tanıklıktı. Roberto Rossellini’nin Roma, Açık Şehir‘i, Vittorio…

Sinema ve Televizyonda Şiddet Kullanımı ve Kuralsız Özdeşleşme

Görsel kültürün en çok tartışılan meselelerinden biri şiddetin temsilidir. Sinema ve televizyon şiddeti gösterdiğinde, onu kınamak mı, estetize etmek mi, yoksa sıradanlaştırmak mı yapar? Cevap, çoğu zaman biçimde saklıdır: Şiddetin nasıl çerçevelendiği, onun anlamını belirler. Haneke gibi yönetmenler şiddeti bilinçli…

Sürgün

Sürgün, 20. yüzyılın ve sinemanın temel deneyimlerinden biridir. Savaşlar, diktatörlükler ve göçler, sayısız insanı ve sanatçıyı yurdundan kopardı. Sinema hem sürgünleri anlattı hem de bizzat sürgünler tarafından yapıldı. Nazizm’den kaçan Alman yönetmenler Hollywood’a ekspresyonizmi ve film noir’ı taşıdı; Tarkovski, İran…

Hayat Akar, Ben İzlerim

Sinema, en derininde bir izleme ediminin sanatıdır. Karanlıkta oturup akan hayatı izleriz; müdahale edemeyiz, sadece tanık oluruz. “Hayat akar, ben izlerim” cümlesi, hem seyircinin hem de bazı yönetmenlerin duruşudur. Özellikle gözlemci sinema —Ozu’dan Kiarostami’ye, Béla Tarr’dan Nuri Bilge Ceylan’a— olayları…

Aranda ve Loach Cephesinden İç Savaş

İspanya İç Savaşı, Avrupa sinemasının kapanmayan yarasıdır. Ken Loach’un Toprak ve Özgürlük‘ü (Land and Freedom) ile İspanyol yönetmenlerin savaşa bakışı, aynı trajedinin iki farklı cephesini gösterir: Biri enternasyonalist idealizmi, diğeri ülkenin kendi belleğini. Loach, savaşı bir İngiliz gönüllünün gözünden anlatırken,…

Sandıkta Bekleyen Bir Dönem: 1900–1920

Sinemanın ilk yirmi yılı, çoğu zaman bir “ilkel dönem” diye küçümsenir; oysa 1900–1920 arası, sinemanın bütün dilini icat ettiği olağanüstü bir laboratuvardır. Méliès’in büyücülüğü, Griffith’in kurgu grameri, İsveç ve Danimarka sinemasının olgunluğu bu sandıkta bekler. Bu yıllarda sinema, bir fuar…