Kategori deneme

En İyi Kadın Filmi: Piyano ve Cléo

Kadın deneyimini kadın gözünden anlatan iki başyapıt: Jane Campion’ın Piyano‘su (1993) ve Agnès Varda’nın Cléo 5’ten 7’ye‘si (1962). İkisi de bakışın nesnesi olmaktan çıkıp öznesi olmaya çalışan kadınları merkeze alır. Piyano‘da konuşmayan Ada, sesini ancak piyanosuyla bulur; arzusu ve iradesi,…

Banliyönün Boğuculuğunda Hayallere Sarılmak

Banliyö, sinemanın en yüklü mekânlarından biridir: Ne kent ne kır, arada kalmış, tekdüze evlerin oluşturduğu bir sıkışmışlık coğrafyası. Amerikan sinemasında banliyö, cilalı yüzeyin altındaki çürümenin simgesi olmuştur; American Beauty‘den Blue Velvet‘e uzanan bir çatlak. Fransız sinemasında ise “banlieue”, göçmenlerin ve…

Sizin Hiç Anneniz Alzheimer Oldu mu? Benim Bir Kere Oldu

Alzheimer, sinemanın en dokunaklı temalarından biridir; çünkü hafızanın çöküşü, kimliğin çöküşüdür. Bir insanı, hatıralarını kaybettikçe kaybederiz. Sinema, bu görünmez yıkımı, sevenlerin gözünden anlatarak somutlaştırır. Sarah’ın Anahtarı‘ndan Iris‘e, Away from Her‘dan Yeşim Ustaoğlu’nun Pandora’nın Kutusu‘na kadar birçok film, hastalığı bir aile…

Chaplin ve Amerika’nın Değişimi

Charlie Chaplin’in “Şarlo”su, sessiz sinemanın en evrensel figürüdür: Bastonu, melon şapkası ve delik ayakkabılarıyla, modern dünyanın kenarına itilmiş küçük adamın simgesi. Ama Chaplin sadece güldürmedi; Amerika’nın değişimini de sineması boyunca kaydetti. Modern Zamanlar‘da fabrika dişlileri arasında ezilen işçi, sanayileşmenin insanı…

Amerika Bir Keşiften Başka Bir Şey Değil

Amerika, sinema için bir ülke olmaktan çok bir fikirdir: Sürekli keşfedilen, sürekli yeniden icat edilen bir vaat. Hollywood bu fikri dünyaya ihraç etti; ama Amerikan bağımsız sineması ve dışarıdan bakan yönetmenler, o vaadin çatlaklarını gösterdi. Wim Wenders’ın “Amerika, bilinçaltımızı sömürgeleştirdi”…

Sinemada Yaşlılık

Genç yüzlere ve hıza tapan bir endüstride yaşlılık, sinemanın en az konuşulan ama en derin temalarından biridir. Yine de bazı yönetmenler kamerayı, zamanın yüzlerde bıraktığı izlere çevirmekten korkmadı. Kurosawa’nın Ikiru‘sunda ölümcül hasta bir memur, hayatının anlamını son aylarında arar. Haneke’nin…

Biz Birini Gözetliyoruz: Gözetleme Sineması

Sinema, doğası gereği bir gözetleme aygıtıdır: Karanlıkta oturur, aydınlık perdedeki insanların en mahrem anlarına bakarız. Bu yüzden gözetleme, sinemanın en kendine dönük temalarından biridir; kamerayı sorgulayan her film, aslında bizi, seyircileri sorgular. Hitchcock’un Arka Pencere‘si, bir dikizciyi kahraman yaparak seyircinin…

Metinlerarası Bir Rüya

Her film, kendinden önce çekilmiş bütün filmlerin bir yankısını taşır. Sinema, saf bir başlangıç değil, sürekli birbirine gönderme yapan bir metinler ağıdır. Bir sahne, farkında olalım ya da olmayalım, başka bir filmi, bir tabloyu, bir şiiri hatırlatır. Godard, sinemanın bu…

Bellekle Saklambaç

Sinema, hafızayla saklambaç oynamayı sever; çünkü ikisi de zamanı kırıp yeniden dizer. Bellek doğrusal değildir: Bir koku, bir müzik, bir yüz, bizi yıllar öncesine fırlatır. Sinema da flashback, atlama ve tekrar aracılığıyla bu düzensiz akışı taklit eder. Alain Resnais’nin Hiroşima…

Boşanma, İflas, Ölüm, İntihar, Güzellik ve Nietzsche

Sinema, Nietzsche’nin sorularını en çok seven sanattır; çünkü ikisi de yıkımın içinden bir güzellik çıkarma iddiasındadır. Boşanma, iflas, ölüm, intihar — bunlar bir çöküşün istasyonlarıdır; ama Nietzsche için çöküş, aynı zamanda bir dönüşümün eşiğidir. “Beni öldürmeyen şey güçlendirir” cümlesi, birçok…