Kategori portre

Metin Erksan: Susuz Yaz’ın Ustası

Metin Erksan, Türk sinemasında sanatsal iddiayı ve toplumsal gerçekçiliği en güçlü biçimde birleştiren öncülerdendir. Susuz Yaz (1963), suyun mülkiyeti üzerinden açgözlülüğü ve şehveti anlatan sert bir köy dramıdır ve Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanarak Türk sinemasına ilk büyük uluslararası…

Sergei Eisenstein: Kurgunun Devrimi

Sergei Eisenstein, sinemanın gücünün kurguda (montaj) yattığını kuramsallaştıran ve uygulayan Sovyet ustasıdır. Potemkin Zırhlısı‘nın Odessa Merdivenleri sahnesi, çarpışan görüntülerin seyircide nasıl bir duygusal ve düşünsel patlama yaratabileceğinin sinema tarihindeki en ünlü kanıtıdır. Eisenstein için montaj yalnızca sahneleri birbirine bağlamak değildi;…

Béla Tarr: Zamanın Ağırlığı

Macar yönetmen Béla Tarr, sinemayı neredeyse dayanılmaz bir sabra ve karamsarlığa taşıyan bir üslubun ustasıdır. Dakikalarca süren siyah-beyaz uzun planları, çamurlu ovaları, sonu gelmez yağmurları ve yürüyen insanlarıyla, zamanın ağırlığını fiziksel olarak hissettirir. Sátántangó (yedi buçuk saat) ve Torino Atı,…

Rainer Werner Fassbinder: Hızlı Yaşayan Melodram Ustası

Rainer Werner Fassbinder, on üç yılda kırktan fazla film çeken, Yeni Alman Sineması’nın en üretken ve en yorulmaz ismiydi. Hollywood melodramını —özellikle Douglas Sirk’i— eleştirel bir araca dönüştürdü; duygusal hikâyeler aracılığıyla Almanya’nın sınıf, ırk ve iktidar sorunlarını teşhir etti. Korku…

Werner Herzog: İmkânsızın Peşindeki Yönetmen

Werner Herzog, Yeni Alman Sineması’nın en tutkulu ve en uç ismidir. Aguirre, Tanrının Gazabı ve Fitzcarraldo ile doğanın karşısında çıldıran, imkânsızı arzulayan insanı anlattı — üstelik bu filmleri, kahramanları kadar çılgın koşullarda, Amazon ormanlarında çekerek. Herzog için sinema, “ecstatic truth”…

Pier Paolo Pasolini: Kutsal ile Kışkırtıcı

Pier Paolo Pasolini; şair, romancı, düşünür ve yönetmen olarak İtalyan kültürünün en çok yönlü ve en kışkırtıcı figürüydü. Accattone ve Mamma Roma ile Roma’nın yoksul varoşlarını, Aziz Matta’ya Göre İncil ile kutsal metni çıplak bir gerçekçilikle sinemaya taşıdı. Marksist ve…

Orson Welles: Dehanın Bedeli

Orson Welles, henüz yirmi altı yaşındayken Yurttaş Kane ile sinema tarihinin en etkili ilk filmini çekti. Derin odak, alçak kamera açıları, örtüşen diyaloglar ve kırık zaman yapısıyla, sinemanın anlatı olanaklarını kökten genişletti. Kane, “en iyi film” listelerinin değişmezidir. Ama Welles’in…

Martin Scorsese: Suçluluğun ve Kentin Şairi

Martin Scorsese, Amerikan sinemasının en tutkulu tarihçisi ve New York sokaklarının en keskin gözlemcisidir. Taksi Şoförü, Kızgın Boğa, Goodfellas ve Sıkı Dostlar ile şiddeti, suçluluğu, Katolik günah duygusunu ve erkekliğin çöküşünü enerjik bir sinema diliyle anlattı. Scorsese’nin kamerası nadiren durur:…

David Lynch: Rüya ile Kâbus Arasında

David Lynch, Amerikan sinemasının en tekinsiz düş kurucusudur. Mavi Kadife, Mulholland Çıkmazı ve Twin Peaks ile küçük kasaba idilinin altındaki karanlığı, rüya mantığıyla işleyen bir dünya kurdu. Onun filmleri açıklanmayı değil, hissedilmeyi ister. Lynch’in sineması bilinçaltının sinemasıdır: Ses tasarımı, kırmızı…

Zeki Demirkubuz: Karanlığın ve Vicdanın Sineması

Zeki Demirkubuz, çağdaş Türk sinemasının en özgün ve en Dostoyevskievari sesidir. Kapalı mekânlarda, loş ışıkta geçen filmleri; suçluluk, umutsuzluk, kıskançlık ve vicdan üzerine yoğunlaşır. Masumiyet, Üçüncü Sayfa, Yazgı ve Kader ile insanın karanlık iç dünyasını acımasız bir dürüstlükle kazır. Demirkubuz’un…